Φ Taner Bayram Gönderi tarihi: 2 Haziran , 2009 Gönderi tarihi: 2 Haziran , 2009 Kürdoloji’nin dünü, bugünü ve yarını Taraf/herTaraf - Istanbul - 12.05.2009 METİN ATMACA* / YÖK’ün gündemine aldığı Kürdoloji bölümleri açma projesi eğer hayata geçer, siyasi endişelerden uzak bir şekilde, finansal olarak da desteklenirse, akademik alanda hem Ortadoğu’da hem de dünyada önemli merkezler haline gelebilir Bilindiği gibi yakın zamanda YÖK, Ankara ve İstanbul üniversitelerinde olmak üzere iki yeni Kürdoloji bölümü açma kararı aldı. Bu açılımın Kürt çalışmaları alanına yeni bir soluk getireceği kesin. Peki, Batı’da çok önceden başlayan Kürdoloji‘nin bir yan alandan (minor study) ana alana (major study) geçiş süreci içerisinde Türkiye’de açılacak olan bu yeni alananasıl bir katkısı olabilir? Bu konuya gelmeden önce Kürdoloji’nin Batı’daki seyri üzerine biraz durmakta fayda var. GARZONİ: KÜRDOLOJİ’NİN BABASI Batı’da Kürt çalışmalarının tarihi 18’inci yüzyıla kadar gidiyor. İlk ciddi çalışmayı bugünkü Kuzey Irak’ta misyonerlik çalışmalarını yürütmüş olan Katolik rahip Garzoni’nin 1787’de ilk Kürtçe gramer kitabı ve Kürtçe-Latince sözlüğünü (Grammatica e Vocabolario della Lingua Kurda) yayınlamasıyla başlıyor. Ondan yaklaşık bir buçuk asır sonra bu alana “Kürtler: Sosyolojik ve Tarihsel Çalışma”(Les Kurdes: Etude Sociologique Et Historique, 1956) adlı eseriyle ikinci büyük katkıyı sağlayacak olan o zamanın Urmiye’deki Rusya konsolosu Basile Nikitine’nin deyişiyle Garzoni sayesinde “Kürdoloji’nin babası” olarak tarihe geçiyor. Birçok okur şaşırabilir, fakat bu iki yazarın arasında geçen bu dönemi aslında Kürdoloji’nin altın çağı olarak değerlendirmek hiç de yanlış olmaz. Çünkü en fazla ve en değerli eserler bu dönemde verilmiştir. Mesela yine bir Katolik rahip olan Campanile’nin, 1818’de bugünkü İran, Irak ve Türkiye’de, Kürtlerin yoğun olduğu bölgeleri dolaşırken, edindiği deneyimleri ve gözlemlerini Latince olarak bastırdığı kitabı kayda değer bir eserdir. İngilizlerin 19’uncu yüzyılın başından 20’inci yüzyılın ortalarına kadar Kürdoloji alanına diğer bütün milletlerden daha fazla katkıda bulunduğunu belirtmekte yarar var. 19’uncu yüzyılın başında Kürtlerin yaşadığı bölgeleri dolaşıp farklı yönlerine değinen Sir John Malcolm, C.J. Rich, Horatio Southgate ve Austen Henry Layard gibi isimler, onlarca “kürdolog”dan sadece bir kaçı. Amerikalı Samuel Rhea’nın Kürtçe gramerine yaptığı katkıları da unutmamak gerekir. Bu dönemde Fransızlar ve Almanlar da Kürtlere “ilgi göstermiş” fakat İngilizler kadar eser ortaya koyamamışlardır. Pierre Amedé Jaubert ve aynı yüzyılın sonuna doğru “Kürdistan, Mezopotamya ve İran’a dair” ( Au Kurdistan, en Misopotami et en Perse, 1887) isimli değerli çalışmasıyla Henry Binder akla gelen iki önemli Fransız isim. Aynı yüzyılın başında, Almanlar az da olsa önemli çalışmalar yapmışlardır. Helmuth von Moltke’nin “Türkiye’den Mektuplar”(Briefe aus der Türkie) bunların en iyi bilinenidir. Almanların daha sonra ortaya koyacağı eserler çoğunlukla bu bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar üzerine olacaktır. Bütün bunların yanında Ruslar da bu dönemde Kürdoloji’ye daha derinlemesine ilgi duymuş ve seyahatname türü gözlemci eserlerden ziyade daha çok Ahmed-i Hani’nin Divanı, Şerefhan Bitlisi’nin Şerefname’si gibi klasik Kürt eserlerini batı dillerine çevirmeyi yeğlemişlerdir. 19’uncu yüzyılın ortalarında, St. Petersburg’taki ünlü Doğu Bilimleri Enstitüsü’ndeki oryantalistler arasında, Kürtlerin el yazması eserlerini toplama ve tercüme ile başlayan bu ilgi, Alexander Jaba, V.F. Minorsky, ve V.P. Nikitin gibi ünlü kürdologların öncülüğünde 1959 yılında ayrı bir “Kürt Çalışmaları” alanının açılmasıyla en iyi zamanlarını yaşamıştır. Böylece ilk kez dünyada gerçek anlamda bir Kürdoloji bölümü açılmış oluyordu. İngiltere, Fransa ve Rusya’da Kürtler üzerine yapılan çalışmalar, uzun süre Kraliyet Akademilerine bağlı Doğu Bilimleri Enstitüleri’nde İranoloji’nin bir kolu olarak devam etmiş, daha sonra yine devlet destekli üniversitelere bağlanmıştır. 20’inci yüzyılın başında Kürtler üzerine kayda değer çalışmalar yine daha ziyade İngilizler tarafından ortaya konmuştur. Bilhassa Kuzey Irak’ın İngilizler tarafından işgal edilmesinden sonra yapılan yeni çalışmalar, önceden ortaya konmuş olan eserlerin üzerine bina edilerek daha da ileri götürülmüştür. C.J. Edmonds ve Binbaşı Banister Soane Kürtlerin sadece stratejik konumlarıyla ilgilenmekle kalmamış; onların tarih, edebiyat, dil ve kültürlerine de ilgi duymuş ve değerli eserler bırakmışlardır. Batıdaki bu ilgi, 20’inci yüzyılın başlarına kadar, çok daha “sosyokültürel temelli iken” II. dünya savaşından sonra yerini daha çok pragmatist amaçlara yönelik siyasi ve jeopolitik çalışmalara bırakmıştır. Bugün Kürtler üzerine yapılan çalışmaların çoğu bu tür amaçları olan ABD ve Avrupa ülkelerinde yapılmaktadır. Bu çalışmaların çoğu devlet destekli üniversiteler ve çıkar gruplarına ait think-tanklerde üretilmekte olup birbirini tekrar eden tezlerden öteye gitmeyen, günü kurtarmaya yönelik çalışmalardır. Bu kurumlarda sığ çalışmaların ötesine geçmek isteyen akademisyenlere verilen finansal destek ise kesilmekte veya daha çok o ülkenin stratejik çıkarlarına yarayabilecek çalışmalar yapmaya teşvik edilmektedir. Devlet destekli olmasına rağmen yukarıda saydığımız enstitülerden farklı kurumlar da ortaya çıkmaktadır. Yakın zamanda İngiltere’nin Exeter Üniversitesi’nde “Kürt Çalışmaları Merkezi”(Center for Kurdish Studies) adı altında bir bölüm açılmış ve bahsettiğimiz manada stratejik endişelerin ötesinde, Kürtler üzerine uluslararası bir merkez olma iddiasıyla yola çıkmışlardır. Burslu olarak hem yüksek lisans hem de doktora yapma imkânı sağlayan merkez sadece siyasi ve uluslar arası ilişkiler üzerine değil, tarih, din, dil, edebiyat, antropoloji, sosyoloji ve hukuk alanında da çalışma imkânı sağlıyor. GELİŞMELER UMUT VERİCİ Türkiye, günümüzde, Kürdoloji’de sadece Batı dünyasından değil, İran ve Irak gibi Ortadoğu ülkelerinden de geri durumdadır. Doğusundaki komşu ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin en büyük Kürt nüfusuna sahip olması ve buna rağmen Kürdoloji‘deki zayıflığı, durumu daha da vahim hale getiriyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye’de devlet bazında yakın zamanda atılan adımlar umut vericidir. Kürtçe dil eğitiminin (özel kurslarda) serbest bırakılması ve TRT-Şeş’in açılması bu husustaki önemli kilometre taşlarıdır. TRT-Şeş, daha şimdiden yapmış olduğu programlar sayesinde, yok olmaya yüz tutmuş birçok “sözlü kültür” ürünü eserleri kaydederek “gelecek nesillere aktarılabilir bir arşiv” oluşturma görevini yürütmektedir. Bu tür programlar; Kürt halkı tarafından şimdilik “anlaşılmaz” bulunsa da, Kürdoloji uzmanları için eşsiz bir hazine olduğu kesin. Halen Kürtler üzerine çalışma yapmak isteyen Türkiyeli öğrenciler, Batı’da eğitim görmeyi tercih etmekte ve ilginç bir şekilde bu alana olan ilgi de hızlı bir şekilde artmaktadır. Zira Exeter Üniversitesi Kürt Çalışmaları Merkezi’nde yakın zamanda Kürtler üzerine yapılan uluslararası bir konferanstaki 50 katılımcıdan 15’i (yüzde 30) Türkiye’li doktora öğrencisi olup bunlardan sadece bir tanesi Türkiye’deki bir üniversiteden katılıyordu. Hiç de göz ardı edemeyeceğimiz bu oran, Türkiyeli öğrencilerin Kürdoloji ile ne kadar ilgilendiğini ve hem de bu ilginin çoğunlukla dışarıda tatmin edildiğini gösteren güzel bir örnektir. YÖK’ün yakın zamanda açacağı Kürdoloji bölümleri eğer akademik özgürlük çerçevesinde, siyasi endişelerden uzak ve finansal olarak güçlü bir şekilde desteklenirse, Türkiye’deki bu bölümler hem Orta Doğu’da hem de dünyadaönemli merkezler haline gelebilir. Türkiye’nin artık bu alana cesurca ve samimi bir şekilde giriş yapması gerekiyor. Bahsettiğimiz mevzulara dikkat edilirse, Türkiye, dışarıya giden öğrencileri hem kendine çekme, hem de önümüzdeki dönemlerde akademik ve diğer alanlarda “Kürt ve Kürtçe uzmanına” duyulacak olan ihtiyacı bir nebze olsun karşılama imkânı bulmuş olacaktır. Türkiye’de daha önceleri kısıtlı imkânlarıyla Kürdoloji’ye katkıda bulunmuş yazar ve düşünürler fazlasıyla mevcut. Aynı zamanda Osmanlı döneminde bilhassa Kürt şeyhler, şairler, dengbejler (ozan) ve medrese hocaları tarafından bize bırakılmış eserler de çok. Türkiye’nin bu konuda zengin kaynakları var. Yeter ki bunlardan yararlanmasını bilelim ve bu mevzuda çalışmak isteyenlere destek verelim. *Araştırmacı, Freiburg Üniversitesi / [email protected] Alıntı
Önerilen İletiler
Katılın Görüşlerinizi Paylaşın
Şu anda misafir olarak gönderiyorsunuz. Eğer ÜYE iseniz, ileti gönderebilmek için HEMEN GİRİŞ YAPIN.
Eğer üye değilseniz hemen KAYIT OLUN.
Not: İletiniz gönderilmeden önce bir Moderatör kontrolünden geçirilecektir.