pr.dr. albert einsteini bilmeyenler olabilir ama bilenlere onun bir sözünü yolluyorum:evrim aldatmacadan ibarettir. çünkü evrimciler tüm deneylerinde soğuk tuzak adı verilen yöntemi uyguluyorlardı.prof miller birdeneyinde bu hileye başvurdu.(bilmeyenlere cevap albert einstainden)
pr.dr. albert einsteini bilmeyenler olabilir ama bilenlere onun bir sözünü yolluyorum:evrim aldatmacadan ibarettir. çünkü evrimciler tüm deneylerinde soğuk tuzak adı verilen yöntemi uyguluyorlardı.prof miller birdeneyinde bu hileye başvurdu.(bilmeyenlere cevap albert einstainden) Soğuk tuzak derken??? pr.dr. albert einsteini bilmeyenler olabilir ama bilenlere onun bir sözünü yolluyorum:evrim aldatmacadan ibarettir. çünkü evrimciler tüm deneylerinde soğuk tuzak adı verilen yöntemi uyguluyorlardı.prof miller birdeneyinde bu hileye başvurdu.(bilmeyenlere cevap albert einstainden) Kaynak nedir ? dini siteler mi ? ben bulamadım böyle bir yorum bilimsel kaynaklardan saygılar
'Soğuk tuzak yöntemi' diye bir kavramı ben de ilk kez duyuyorum.
Einstein'in evrim ile ilgili bir yorumunu da duymamıştım. Dikkat:ben duymamıştım diyorum. Kaynak gösterilirse ben de onun yorumunu öğrenmiş olurum.
Einstein'in evrimi olumsuzlayan bir tek sozu yoktur. Yalniz onda surekli olarak mahiyetini belirleyemedigi bir tanri inanci vardi. O yuzden de kendisini ateist olarak kabul etmemistir. Einstein'in elestirdigi sey "tesaduf"lerdir. "Tanri zar atmaz" demistir. (God does not play dice)
"Ben Spinoza'nin tanrisina, kendisini varligin duzenli uyumu icinde gosteren tanriya inaniyorum. Evrenin kaderini cizen ve insanoglunun davranislariyla ugrasan degil." Bu ve benzer sozleriyle Einstein, varliklar arasindaki duzen ve uyumun bir rastlanti sonucu olusamayacagini belirtmistir. Ama ozellikle "Tanri zar atmaz" sozu evrim karsitligi olarak sunulmak istenmis. Oysa ilgisi yok. Einstein'in evrimi olumsuzlayan bir tek sozu yoktur. Yalniz onda surekli olarak mahiyetini belirleyemedigi bir tanri inanci vardi. O yuzden de kendisini ateist olarak kabul etmemistir. Einstein'in elestirdigi sey "tesaduf"lerdir. "Tanri zar atmaz" demistir. (God does not play dice) "Ben Spinoza'nin tanrisina, kendisini varligin duzenli uyumu icinde gosteren tanriya inaniyorum. Evrenin kaderini cizen ve insanoglunun davranislariyla ugrasan degil." Bu ve benzer sozleriyle Einstein, varliklar arasindaki duzen ve uyumun bir rastlanti sonucu olusamayacagini belirtmistir. Ama ozellikle "Tanri zar atmaz" sozu evrim karsitligi olarak sunulmak istenmis. Oysa ilgisi yok. bilim bilimdir.ve bağımsızdır. hiç bir doğma kabul etmez. bilim adamı da neden niçin diye sormak zorundadır ve benim inancım böyle o zaman böyle olmalı diyerek o defteri kapatmaz.kapatrısa da o bilim olmaz. burda sorun dincilerin bilimin nedenselliğini ve dinler üzeri olduğunu kabullenememeleri. eisteinin inancından kime ne illa inançlı olmak zorunda mı bu adam. o onun bileceği iş.sanane .Allah mısın yargılıyosun. ayrıca da bilimde evrim diye bişey vardır. yoksa o zaman neden 3.000 yıl nce bulunan insan iskeletlerinde 20 yaş dişleri yok? (çünkü insanın evrimi gereği sonradan gelişti) Einstein'in evrimi olumsuzlayan bir tek sozu yoktur. Yalniz onda surekli olarak mahiyetini belirleyemedigi bir tanri inanci vardi. O yuzden de kendisini ateist olarak kabul etmemistir. Einstein'in elestirdigi sey "tesaduf"lerdir. "Tanri zar atmaz" demistir. (God does not play dice) "Ben Spinoza'nin tanrisina, kendisini varligin duzenli uyumu icinde gosteren tanriya inaniyorum. Evrenin kaderini cizen ve insanoglunun davranislariyla ugrasan degil." Bu ve benzer sozleriyle Einstein, varliklar arasindaki duzen ve uyumun bir rastlanti sonucu olusamayacagini belirtmistir. Ama ozellikle "Tanri zar atmaz" sozu evrim karsitligi olarak sunulmak istenmis. Oysa ilgisi yok. Oktay Sinanoğlu bir programında maddiyatla maneviyatın bilim adamında birleşebileceğini ve hatta birleşmesi gerektiğini söylerken Einstein'ın Yahudi Tasavvufu hakkında kitabı olduğunu da söylemişti... Saygılar...
bilimde Tanrı inancı rahatlıkla olabilir ve bilim Tanrıya ulaşmak için çabalayabilir. Tanrı bir iddia bir varsayım olduğu için bilimin konusu dahilindedir ama hakkında hiçbir veri olmadığı için inceleyemez. İncelenemeyen şey incelenemeyecek anlamı taşımadığı için bilim sadece rafa kaldırmıştır, bir gün bir belirtisi olur ve bilim rahatlıkla bunu konu edebilir.
saygılar bilimde Tanrı inancı rahatlıkla olabilir ve bilim Tanrıya ulaşmak için çabalayabilir. Tanrı bir iddia bir varsayım olduğu için bilimin konusu dahilindedir ama hakkında hiçbir veri olmadığı için inceleyemez. İncelenemeyen şey incelenemeyecek anlamı taşımadığı için bilim sadece rafa kaldırmıştır, bir gün bir belirtisi olur ve bilim rahatlıkla bunu konu edebilir. saygılar bilimde benim inancım böyle o zaman sonuç bu denmez.......bilim adamı inançlı olsa bile o inançlarını laboratuara girerken kapının dışnda bırakmak zorundadır.çünkü o laboraturda fizik kanunları geçerlidir.mucizeler,tesadüfler ve dogmalar yoktur bilimde. bilim delil olmayan hiç bir şeyi kabul etmez. .bırakın bu dinle bilimi yaklaştırma çabasını.bunların hepsi tuzak.insanları pozitif bilimlerden uzaklaştırmak sadece dine yaklaştırmak ve herşeyi Kuranla açıklamalarını istiyorsunuz.islam dünyası bilimi dinler üstü kabul etmediği için, pozitif bilimlerden nefret ettiği için bilimde geri kaldı ve bilimsel bilgi ve üretene mahkum oldu. Bunu büyük bir saygısızlık olarak görüyorum, ve konuyu irdeleme gereği duymuyorum size cevap olarak Düşünceler fikirler karşısında aşağılayıcı bir tavır takınmamak lazım, yanlış olabilirim belki ama size düşen yanlışımı göstermenizdi aşağılamak değil SAYGILAR ben de sizin yazılarınızı ilkçağdan beri bugune kadar tüm bilim tarihindeki bilim insanlarının çabalarına emekelrine saygısızlık olarak görüyorum. ALINTI bilimde benim inancım böyle o zaman sonuç bu denmez....... Yazımı dikkatli okursanız böyle bir şey söylemediğimi anlarsınız. ALINTI .......bilim adamı inançlı olsa bile o inançlarını laboratuara girerken kapının dışnda bırakmak zorundadır, çünkü o laboraturda fizik kanunları geçerlidir.mucizeler,tesadüfler ve dogmalar yoktur bilimde. Yazımı dikkatli okursanız, bilimin "veri" olmadan hiçbirşeyi incelemeyeceğinden bahsettiğimi anlarsınız ALINTI bilim delil olmayan hiç bir şeyi kabul etmez. Yazımı dikkatli olursanız, bilim delil olmasa bile bir şeyi kabul eder gibi bir fikirde olmadığımı anlarsınız ALINTI insanları pozitif bilimlerden uzaklaştırmak sadece dine yaklaştırmak ve herşeyi Kuranla açıklamalarını istiyorsunuz Yazılarımı dikkatli okursanız, dinlere inanmadığımı tamamen mantıığımın dışında olduğunu anlarsınız ALINTI islam dünyası bilimi dinler üstü kabul etmediği için, pozitif bilimlerden nefret ettiği için bilimde geri kaldı ve bilimsel bilgi ve üretene mahkum oldu. Felsefik olarak, din herşeyin üstündedir zaten, çünkü herşeyi yaratan bir varlığın olduğu iddiasındadır, bu nedenle bilim dinden üstün tutulamaz sadece dine ışık tutan bir araç olarak değerlendirilebilir. saygılar Felsefik olarak, din herşeyin üstündedir zaten, çünkü herşeyi yaratan bir varlığın olduğu iddiasındadır, bu nedenle bilim dinden üstün tutulamaz sadece dine ışık tutan bir araç olarak değerlendirilebilir. saygılar Ve zaten din dediğimizde temel hayat görüşünü oluşturur; insan bundan bağımsız ilerleyemez... Sanırım burada çok önemli bir ortak noktamız var... Arkadaşların sorunu da sanırım bilimin kendi iç disiplini ile sistemli araştırma sonrası tümele ulaşma arayışını karıştırmaları... Saygılar... bu söylediğiniz şey yüzünden bilimle din tezat anlayışlar içerir.ikisi kendi içinde ayrı ayrı değerledirilmeldiir diyoruz. Birbirleriyle tezat oluşturamazlar çünkü bilim aşağıdadır ve kendi iç disipliniyle elde edilen bulgular içerden dışarıya doğru taşınır; adata hücra zarı görevi gören değelendirmeler ve kuramlar da feslefe ile bağlantı kısmıdır, sonrasında felsefe tümele dair doğru düşünme eylemi gerçekleştirir hepsini içine alansa dindir; ama dediğimizi gibi geçişler adeta hücre zarı gibi seçici geçirgen sınırlardan olur... Yani ben bilimin gerçeğe ulaşması için sistematik araştırmasını tabi ki kendi disiplini ile bir çocuk saflığıyla yürütüp genel yargılara varmak ve hayata adapte etmekte de felsefeden yararlanacağını ve hepsinin temelinde de insan olduğu için insandan gelen hayat görüşü yani dini görüş olduğunu düşünüyorum... Ortada bir tezat yok, ortada günümüz zihniyetinin kavramları kendi potasında eritme çabasından doğan karmaşa var... Birbirleriyle tezat oluşturamazlar çünkü bilim aşağıdadır ve kendi iç disipliniyle elde edilen bulgular içerden dışarıya doğru taşınır; adata hücra zarı görevi gören değelendirmeler ve kuramlar da feslefe ile bağlantı kısmıdır, sonrasında felsefe tümele dair doğru düşünme eylemi gerçekleştirir hepsini içine alansa dindir; ama dediğimizi gibi geçişler adeta hücre zarı gibi seçici geçirgen sınırlardan olur... Yani ben bilimin gerçeğe ulaşması için sistematik araştırmasını tabi ki kendi disiplini ile bir çocuk saflığıyla yürütüp genel yargılara varmak ve hayata adapte etmekte de felsefeden yararlanacağını ve hepsinin temelinde de insan olduğu için insandan gelen hayat görüşü yani dini görüş olduğunu düşünüyorum... Ortada bir tezat yok, ortada günümüz zihniyetinin kavramları kendi potasında eritme çabasından doğan karmaşa var... anladığım kadarıyla kavram kargaşası yaşıyoruz.bilimin ''kendi iç disipliniyle''(kastedilen sanırım bilimin gözlem ve deney metodları kullanması veya objektifliği neyse ikiside aynı sonuca bağlanıyo zaten)elde ettiği bulguları felsefe ye aktarmaz.çünkü felsefenin bu bulgulara ihtiyacı yoktur.çünkü felsefe de esas amaç sonuca gitmek değildir sonuca giderken üzerinden geçilen süreçtir.sonuçlara ulaşmak,oluşan sonuçları yeniden bulgu olarak kullanmak bilimin işidir.(bu paragraftan bilimle felsefenin bağlantısız olduğu anlaşılmasın) dini görüş ise bambaşka bi mevzu.din bir hayat görüşüdür doğru,ama insan bu hayat görüşünü nasıl elde eder?doğuştan mı? hayır.dini görüş elbetteki sosyal çevreden büyük ölçüde etkilenir.neyse dağıtmayalım bi dünya görüşü olan inançlı kişi herşeyden bağımsız bir biçimde kabul etmemiştir.sizin söylediğiniz şöyle bi sonuca bağlanırdı.(herkes bir şekilde doğuştan vb. bir dine mensup olur bu dini anlayışı oluşurken hiçbir çevre şartından etkilenmez.bilimsel çalışmalar günlük hayatı kolaylaştırır,insan ömrünü uzatır vs.ama bilim neticede dine bağlıdır çünkü tümünü kapsayan dindir.)kaldı ki bu da bir dogma olurdu.ve doğruluğunu sınayamazdık.neticede insanın başlangıçta hiçbir dogmayla işe başlamamalı bilimsel objektifliği ilke edinmeli buna göre bi ölçmeli biçmeli sonra bi yargıya varmalı.baya dağıldı konu kusura bakmayın. anladığım kadarıyla kavram kargaşası yaşıyoruz.bilimin ''kendi iç disipliniyle''(kastedilen sanırım bilimin gözlem ve deney metodları kullanması veya objektifliği neyse ikiside aynı sonuca bağlanıyo zaten)elde ettiği bulguları felsefe ye aktarmaz.çünkü felsefenin bu bulgulara ihtiyacı yoktur.çünkü felsefe de esas amaç sonuca gitmek değildir sonuca giderken üzerinden geçilen süreçtir.sonuçlara ulaşmak,oluşan sonuçları yeniden bulgu olarak kullanmak bilimin işidir.(bu paragraftan bilimle felsefenin bağlantısız olduğu anlaşılmasın) dini görüş ise bambaşka bi mevzu.din bir hayat görüşüdür doğru,ama insan bu hayat görüşünü nasıl elde eder?doğuştan mı? hayır.dini görüş elbetteki sosyal çevreden büyük ölçüde etkilenir.neyse dağıtmayalım bi dünya görüşü olan inançlı kişi herşeyden bağımsız bir biçimde kabul etmemiştir.sizin söylediğiniz şöyle bi sonuca bağlanırdı.(herkes bir şekilde doğuştan vb. bir dine mensup olur bu dini anlayışı oluşurken hiçbir çevre şartından etkilenmez.bilimsel çalışmalar günlük hayatı kolaylaştırır,insan ömrünü uzatır vs.ama bilim neticede dine bağlıdır çünkü tümünü kapsayan dindir.)kaldı ki bu da bir dogma olurdu.ve doğruluğunu sınayamazdık.neticede insanın başlangıçta hiçbir dogmayla işe başlamamalı bilimsel objektifliği ilke edinmeli buna göre bi ölçmeli biçmeli sonra bi yargıya varmalı.baya dağıldı konu kusura bakmayın. Kavram kargaşası falan yaşamıyorum, şimdi de sizin değindiklerinizi kendi görüşümle irdeleyeceğim... 1)Öncelikle dini görüş oluşumu birbiriyle bağımlı bağımsız pek çok etkenle açıklanabilir; salt kalıtımsal olmadığı gibi salt çevreyle de oluşmaz; öyle ki niceleri şarapçı oğlu hacı olur, nicelere hacı oğlu şarapçı olur... 2)Felsefe nedir???Felsefe neden bilimin atasıdır???Felsefe=Bilgi sevgisi.Ve yine doğa filozofları da günümüzdeki bilim-teknik anlayışının temelleridir.Felsefe tümele ulaşırken gözlenebilenin bilgisini bir kenara bırakamaz ve yine gözlenebilir olanın bilgisi de asla öylece kalıp bir işe yarayamaz, kuramları ben bilimden felsefeye geçiş olarak alıyorum çünkü katkılar oradan başlıyor bir kere... 3)Bilim sonuca varışı ancak teknikle yapabilir ki bu dahi içinde eksik taşır, felsefe asla amaçsız olamaz ki tarih hiçbir şey sunmayanları filozof yazmaz, kurduğunuz araç-amaç bağı yanlıştır ya da eksiktir... 4)Dini görüşü öyle ele almışsınız ki adeta nüfus cüzdanı yazısına dönmüş;hayır; din içerdedir ve biz ne yaparsak yapalım dışarı taşar bizimle; bu dogma mı oluşturur diyorsunuz, dogma akıl yoluyla sorgulanamayacak olandır; o zaman kendisini sorgulamayan en hazin dogma öyküsünü yaşıyordur, gerisinde zaten aklın ulaşamayacakları da varken ilk basamağı geçememiştir daha; yani din dogma falan getirmez, dogma ile varolanlar yüreğine inememiş olanlardır, kitaplı dinlerin sunduğu dogma iddia edilenler ise ya hayat disiplini ile ilgilidir(ki aslında evrensel gerçekliktir) ya da zaten aklın yetmedikleridir...
************** konu felsefeye ve dine kaydırılmış. Bu konuyu açıklığa kavuşturmak gerekiyor.
İnsan felsefeden soyutlanamaz. Evrim, mevrim... Bir şekilde diğer canlılardan çok daha gelişkin bir beyne sahibiz ve varlığın, zamanın, benliğimizin, başka benliklerin bilincine varabiliyoruz. Bu yüzden düşünebiliyoruz. O halde temelde felsefe var. Düşünürken iki yöntem kullanıyoruz: Ya dogmatik düşünüyoruz (ki ilk insanlar böyle düşünmeye başlamışlardı) ya da bir mantık silsilesi kurarak bu disiplin çerçevesinde düşünüyoruz. Dogmatik düşünce bazı peşin kabuller varsayar ve her varsayımını bu peşin kabuller üzerine kurar. Din bu şekilde ortaya çıkmıştır. Yani en başa bir atama yaparak, bir ilk neden varsayarak her açıklamayı bu ilk açıklamaya dayandırma yöntemi. Basit, kestirme ve yanlış sonuçlara çok açık bir yaklaşım tarzıdır. Ayrıca tembel ve açıkgöz işidir. Bir çok yanlış, saplantı, dogma, efsane, çatışma, akla hayale gelmeyecek ******* üretme potansiyeli çok yüksektir. Bu üretimlerini de korumak için tabular, korkular, baskılar ve kutsallıklar türetir. Bir mantıksal yöntem kurmak ve tüm çabalarını bu sistematik içinde yürütmek ise zor bir sistematik, çaba ve özveri gerektirir. Tabii zeka da gerektirir ama, zekanın herkeste bulunduğunu varsayarak böyle bir ayrım yapmıyorum. Zekanın yansımaları çok farklı olabilir, o yüzden kriter olarak kabul edilmesi çok göreceli olabilir. Sonuçta bilim yavaş ilerleyen ama ayağını yere sağlam basan bir mekanizmadır. Bir yukarı konulacak basamak titizlikle değerlendirilir, çürük bir basamağa basıp çıkmaya izin verilmez. Hiç bir dogma ve peşin kabule yer verilmez. Bu yavaş işleyişi nedeniyle bazen yetersiz kalır. Bu yüzden insanlar dinin kestirme sonuçlarına ihtiyaç duyarlar. Din yok edip etkisiz kılınacak bir argüman değildir. İnsanların her zaman kestirme çıkışlara ihtiyaçları vardır, olacaktır. Yani temel çıkış noktası felsefedir. Felsefenin iki ürünü olmuştur: Asıl ürünü bilim, yan ürünü dindir. Akılcılık, bir sürecin tüm ürünlerini değerlendirmektir. Dini hayatın dışına çıkarmakta ne yarar, ne de gerek vardır. Dinsizlikten bir yarar sağlandığı hiç görülmemiştir. Sıklıkla yapılan bir yanlış, bilimle teknolojiyi karıştırmaktır. Teknoloji tüm insanlık değerlerinin denetimi altındadır. Teknolojiyi kısıtlayabilir, hatta yasaklayabilirsiniz. Bilim ise önüne, üzerine, herhangi biçimde öncel olarak bir kayıt altına alınıp sınırlanamaz. Bu yapılırsa göç eder. Dünyada göç edeceği hiç bir yer kalmazsa karanlık çağlar geri dönmüş olur. Bu olmayacak diye bir güvencemiz de yok tabii, bilim ne kutsal bir tanrı, ne doğaüstü bir güç! Nasıl bir insan aklını kaybedip deli olabiliyorsa, tüm insanlık da gerçeklik algısını kaybedip karanlık çağlara dönebilir. Zaten bilimsel yöntemi de bunun olmaması için savunuyoruz ve dogmalardan korumaya çalışıyoruz. Din bilimi denetleyemez ve yanlışlayamaz, fakat bilim her zaman dini denetler ve gereğinde yanlışlayabilir. Sonuç olarak: Dini ve bilimsel verileri ayrı ele alın, bağdaştırma veya zıtlaştırma çabasına girmeyin. Bilimi temel alın ama, dinin sunduğu kestirmelerden de yararlanın. Basit bir örnek vereyim: Sekizinci kata çıkmış ve her an atlayacak birine yerçekimi ivmesi hakkında bilgi verip yere çakılma hızını hesaplayıp fizyolojisinin bu çarpmaya vereceği biyolojik tepkileri anlatmak yararsızdır. Ona hayatının bir anlamı olduğundan ve sorunların aşılamaz olmadığından bahsetmek gerekir ve hayatın anlamı hakkında dinden yardım almak son derece yararlı olabilir... NOT: Bilimin kısıtlanabilirliği hakkında tek tartışma, canlılar üzerinde yapılan deneylerdir. Deney, bilimin bir parçası olduğu için bunu gözardı edemeyiz. Her şeyin bir yumuşak karnı vardır, bilimin tartışılabilen yönü de bu.)
Yönetime sitemim var. Kelime ve cümlelerimin yerine ***** işareti koymak elbette sansürdür.
Eğer başlıkta "pr. dr albert einstain" yazıyorsa, bu başlığı eleştirmem kadar doğal bir şey olamaz. Tabii ki yorum yazmaya mecbur değilim. "Madem beğenmiyorsan yazma" diye bir şey mi var? Beğenmediğimi belirtmeye de hakkım yok mu? Bu yazının neresini beğenebileceğini kestirmek güç zaten. "Pir doktor albert einstain" mi demek oluyor, kim bu einstain, üstelik özel isim bile değil herhalde, küçük harflerle başlamış. Olsa olsa Albert Einstein olsa gerek... Üstelik "evrimcilerin soğuk tuzak kullandıkları" genellemesinin hiç bir anlamı yok, Miller deneyinde oluşan moleküllerin bozunmaması için soğuk tuzak kullanmıştır. Yani arkadaşımız kusura bakmasın ama, pek "pozitif ivme" verememiş. Fazlasıyla negatif ivmeli bir yazı olmuş.
Din başlangıçtan beri vardır, her şeyi kapsar; felsefe daha iyi anlamak ve kapanmış kapıları açabilmek için yola koyulmuştur, sistematik araştırma kendi disiplini ile bilimi meydana getirmiştir...
Dine felsefenin yan ürünü diyebilmek için ondan altta bulunması gerekir ki felsefe doğrudan hayat disiplini vb. öğütleri içinde taşıyamaz, ancak üzerinde düşünebilir, felsefe hayata dair sonuç üretemez, yolları açar ve yürümeye çalışır...
İşte Ali kardeşim, "peşin kabul" derken tam da sizin bu söylediklerinizden bahsediyoruz. Siz bu söylediklerinizin böyle olduğunu bilmiyorsunuz, sadece böyle olduğuna inanıyorsunuz. Fakat bilim bu inandıklarınızı doğrulamıyor, bir kısmını da yanlışlıyor.
Felsefe yöntem üretir, bilim de sonuç üretir. Sizi yanıltan, bilimin kanıtlara basa basa ilerlemek zorunda olduğu için yavaş işlemesi. Siz bu yavaş işleyişi tatmin edici bulmuyor ve kestirmeden sonuç üretmek istiyorsunuz. Sizi suçlamıyorum, bu da bir yöntemdir. Daha etkili olduğu yerler elbette ki vardır. Sizin inancınıza göre Allah insanları zaten ibadet etsinler diye yarattığı için, elbette dini esas alacaksınız, çünkü bu inanca göre din daha insan yokken vardı. Bu varsayıma göre, felsefe de ancak dini doğrulamak için düşünme aracı olacaktır, çünkü kendi öncesinde var olan bir şeyi reddetme şansı olamayacaktır. Felsefe bu konumda olunca, bilimin zaten hiç şansı yok, din ne diyorsa ancak onun niye öyle dediğinin hikmetlerini keşfetmekle görevli olabilir. Bilimin içinden baktığımızda, bu inancınızı çürütmenin bir yolu yok. Ancak, zaten kimseye bir şeyin olmadığını kanıtlama görevi yüklenemez. Örneğin bir adama "filan bankayı senin soyduğuna inanıyoruz, soymadığını kanıtla, yoksa hapse girersin" denemez. Ancak banka içinde parmak izi gibi bir delil bulunarak suçlanabilir. Bilim de sizin inancınızı çürütmekle yükümlü değil. Ancak bilimsel bulgular bir kanı oluşmasına yardım edebilir. İnsanın yeryüzünde en erken bir milyon yıl önce ortaya çıktığı biliniyor. Bundan önceki (üç, dört milyon yıllık insan fosilleri var) insanları hadi saymayalım. Bunların ne derece insan sayılabileceğinden emin değiliz çünkü. Fakat bir milyon yıl süre içinde ancak 60 bin yıl önceki insanların ölülerini gömmeye ve birtakım törenler düzenlediklerine dair bulgular var. Yazı ve teknolojik buluş diyebileceğimiz tekerlek, ok, demir aletler filan birkaç bin yıllarla ifade edilebilecek kadar yeni bu süreç içinde. Bu insan cennetten her şeyi biliyor olarak gelmiş bir Adem ile Havva'nın nesli gibi gözükmüyor. Ancak bilimden korkmaya gerek yok. Bilim neyi kanıtlarsa kanıtlasın, inanç yok olmayacaktır. Diyelim bilim yapay canlı yapmayı başardı, canlı yarattık yâni. "İşte bakın, yaratma Allah'a mahsus değilmiş, biz de yarattık, o halde Allah yok" denebilecek mi? Hayır. Böyle diyenlere inananlar şu soruyu soracak: "Siz bunu kaç bin yılda geliştirdiğiniz teknolojiyle başardınız. Peki ilk canlı teknoloji yokken nasıl ortaya çıktı? Demek canlılık bir tasarım gerektiriyormuş, o halde yaratıcı var!" Bilim kesinlikle ateist bir dünya yaratmayı amaçlamıyor, bunu bilmelisiniz. Bunu ancak felsefede belli ekoller yapmak isteyebilir. Diyalektik materyalizm örneğin. Felsefeye de sınır konulamaz, dilediğini düşünür. Zaten felsefe birbirinin tam zıttını savunan ekollerle doludur. Bana sorarsanız en kapsayıcı felsefe determinizmdir. Buna karşı da indeterminizm ortaya atılır fakat ben indeterminizmin determinizme antitez olacak güçte olduğunu düşünmüyorum. Bu ak denen bir şeye "hayır kara" demek gibi... pr.dr. albert einsteini bilmeyenler olabilir ama bilenlere onun bir sözünü yolluyorum:evrim aldatmacadan ibarettir. çünkü evrimciler tüm deneylerinde soğuk tuzak adı verilen yöntemi uyguluyorlardı.prof miller birdeneyinde bu hileye başvurdu.(bilmeyenlere cevap albert einstainden) Bunu ben de ilk kez duyuyorum ve eminim dini temeli olan bir kaynaktan türemiştir. Bu denli büyük bir bilim adamı, (ki yaptıklarına baktığımız zaman dini çoktan aştığını görüyoruz) evrim teorisine bu şekilde saldıramaz. Eğer doğruysa, aklıma gelen tek şey, evrim çalışan insanların kullandıkları yöntemlere bir eleştiri yaptığı olabilir. Evrimi ezip geçmek değil yani. O denli zeki bir insan hepimizden daha iyi kavrayabilmiştir heralde evrimi, canlıları dünyayı vs. vs.. Kaynak gösterilseydi çok iyi olacaktı... Saygılar...
Bilim hayatın her alanını doldurabilecek bir yapımıdır?Hayatın neresindedir?Sosyal bir hayat,insani ilşkiler, duygular adına ne söyleyip bu alanda hangi boşluğu dolduruyor?Bilim insan yaşamını tümüyle kapsayan bir olgu mu yoksa var olandan sonuçlar çıkaran var olanı ortaya koyan bir şey midir?İnsanın ruh yönü hayatında ne kadar etkilidir?Bu anlamda her doğruyu bilim sunuyorsa sevgi,cesaret,birliktelik,asabiyet v.b. duyguları hangi anlamda çözümleyip neye göre doğru demekte,hangi gerçek menevi bakış açısını geliştirmektedir?
Saygılarımla... Hayatın neresindedir? Heryerindedir... Sosyal bir hayat,insani ilşkiler, duygular adına ne söyleyip bu alanda hangi boşluğu dolduruyor? Psikoloji ve sosyoloji de bir bilimdir. Bilim insan yaşamını tümüyle kapsayan bir olgu mu yoksa var olandan sonuçlar çıkaran var olanı ortaya koyan bir şey midir? Varolmayanla bilim uğraşmaz. Uğraşamaz. İnsanın ruh yönü hayatında ne kadar etkilidir?Bu anlamda her doğruyu bilim sunuyorsa sevgi,cesaret,birliktelik,asabiyet v.b. duyguları hangi anlamda çözümleyip neye göre doğru demekte,hangi gerçek menevi bakış açısını geliştirmektedir? Psikoloji ve sosyoloji....
Bilim dinin yalan olduğunu mu ispatladı?Bilimsel düşünmek için dinsiz mi olmak gerekir?Bir dine inananlar bilimle mi savaşıyor?Din bilimle uğraşma mı diyor?Ben inançlı biriyim ve de bilimin bulduğu hiçbir şeye bu olamaz dinim böyle demiyor demedim.Dinim de bulunanlara inanma hiç demiyor.Yer çekimi kanunu yok, suyun kaldırma kuvveti yok,dünya dönmüyor demiyor...
Bilim dinin yalan olduğunu mu ispatladı?Bilimsel düşünmek için dinsiz mi olmak gerekir?Bir dine inananlar bilimle mi savaşıyor?Din bilimle uğraşma mı diyor?Ben inançlı biriyim ve de bilimin bulduğu hiçbir şeye bu olamaz dinim böyle demiyor demedim.Dinim de bulunanlara inanma hiç demiyor.Yer çekimi kanunu yok, suyun kaldırma kuvveti yok,dünya dönmüyor demiyor... Bilimin din ile alıp veremediği yoktur. Dini tartışmaz, dönüp bakmaz bile... Ancak dinin bilimle alıp veremediği çoktur. Bu yüzden işine geldiğinde bilimi kullanır, işine gelmeyince yalanlar. Bilimin sonuçları dini sarsar çünkü. Tarih boyu bu şekilde gelişmiştir. Din bu yüzden evrilmiştir tek tanrılı haline...
Ben o saydığın bilimlerin hangisine karşıyım da sorumun cevabı bilim dallarıymış gibi sunmuşsun.Açık ve net söylüyorum.
Psikoloji ve sosyoloji dediğin o bilimler diğer bilimler gibi olgurı inceliyor bilinenleri buluyor bilinenden hareketle sonuç çıkarıyor.İnsan psikolojisi buymuş, toplum sosyolojisi buymuş diyor.Buna da kimse bir şey demiyor zaten.İnancım araştırmalara inanma demiyor.Onları araştırma demiyor. Bilimin din ile alıp veremediği yoktur. Dini tartışmaz, dönüp bakmaz bile... Ancak dinin bilimle alıp veremediği çoktur. Bu yüzden işine geldiğinde bilimi kullanır, işine gelmeyince yalanlar. Bilimin sonuçları dini sarsar çünkü. Tarih boyu bu şekilde gelişmiştir. Din bu yüzden evrilmiştir tek tanrılı haline... Hangi araştırmanın sonucu dini yalanlamıştır.Hem dönüp bakmaz diyorsun hem de yapılan araştırmalar sonucunda bilim dini yok etti diyorsun.Bunu bilim mi diyor sen mi diyorsun? Hangi araştırmanın sonucu dini yalanlamıştır. Örneğin bugün tartışılanlar... Hem dönüp bakmaz diyorsun hem de yapılan araştırmalar sonucunda bilim dini yok etti diyorsun.Bunu bilim mi diyor sen mi diyorsun? Bilim yola bu şekilde çıkmaz diyorum. Sadece soru sorar. Ama bulguları dinin söylediklerinin tersidir her zaman. Şimdi anlatabildim sanırım...
Bilim dinle uğraşamaz öyle mi?Din de büyük bir olguysa niye şu vakte kadar ispatlanmış bir teori getirmedi tamamen dinle ilgili.Bilim hayatın her yeri diyorsun insanların yaşamında büyük yer eden din olgusu bilimin dışında kalıyor, önemsemiyor garip bir mantık.Hani her şeyi çevreliyordu bilim?Yanlışlığı ispatlanana kadar inanmaya devam mı; yada ispatlandı da bu kadar dünya insanının haberi mi yok hala inanmaya devam ediyor?
SAYGILARIMLA... Hala aynı şeyleri söylüyorsun.Soru soruyorum cevapları yuvarlayıp gönderiyorsun.Bilimin hangi söylediği dinin tersi?Bugünkü tartışma diyorsun kendi kafanda kurguladığın dini çürütüyorsun.Benim inandığım neyi çürüttü o araştırma. Ve o araştırma sonucu şu soruyla mı başlatılmış:Din her şey yoktan var edildi diyor.Antitez hayır yoktan varedilmedi zaten vardı. Nedir bulunan?
Bilim canlı mı yarattı?Din yapamazsın derken?
Hala aynı şeyleri söylüyorsun. Bunu sebebi açıktır. Hala aynı şeyleri söylettiriliyorum demek ki... Soru soruyorum cevapları yuvarlayıp gönderiyorsun. Cevaplar açık ve nettir. Net olmayan bir şey varsa belirtin daha da anlaşılır hale getirelim... Bilimin hangi söylediği dinin tersi? Örneğin evrim kuramı ve yaratılış teorisi, örneğin levha tektoniği ve dünyanın 6 günde yaratıldığı, Nuh Tufanı... kafanda kurguladığın dini çürütüyorsun. Kafamda din mi kurgulamışım? Biraz daha açıklarmısınız nasıl bir din kurgulamışım? Ben dini teoriler ile bilimsel verileri karşılaştırıyoum anlaşılması bu kadar güç mü? Benim inandığım neyi çürüttü o araştırma. Senin neye inandığını bilmiyorum ki? Önce neye inandığını söyle... Bildiğim tek şey durup dururken karşı çıktığın... Ve o araştırma sonucu şu soruyla mı başlatılmış:Din her şey yoktan var edildi diyor. Yoktan var edildi mi? yoksa edilmedi mi? diye bir tartışma olamaz bilimde... Yeterince açık değil mi? Burada mühim olan bakterinin laboratuvarda üretilmesi. Canlı üretilmesi. Can vermek yani... Hani şu sadece Allaha has olan şey... İşte onun önemli adımları kaydedilmiş. Bu anlatılıyor haberde. Tabi o haberi tartışıyorsak. Antitez hayır yoktan varedilmedi zaten vardı. Nedir bulunan? Bu konuda bulunan bir şey yok! Saygılar...
bugüne kadar ne söylendiyse hepsi yalandır, hepsi aldatmacadır, hepsi bir diğerini yıkmayı amaçlamaktadır.
şunu çok iyi bilmekteyiz ki her iki taraf, hatta 3. ve 4. taraflar dahil, hiç kimse ilk canlıdan, günümüz canlılarına kadar geçen dönemi herkese kabul ettirecek bir netlik getirememiştir. boşa beklemeyin gelmeyecektir, nedeni ise bunu araştırıp günümüz teknolojilerini daha da ileri götürecek 1000 senemiz kalmamıştır. dünya kalacaktır ama insanlar için büyük felaketler geldi kapımıza dayandı bile... bugüne kadar ne söylendiyse hepsi yalandır, hepsi aldatmacadır, hepsi bir diğerini yıkmayı amaçlamaktadır. Sen doğrusunu nereden biliyorsun? Bildiğin bir şey varsa anlat biz de öğrenelim ha? şunu çok iyi bilmekteyiz ki her iki taraf, hatta 3. ve 4. taraflar dahil, hiç kimse ilk canlıdan, günümüz canlılarına kadar geçen dönemi herkese kabul ettirecek bir netlik getirememiştir. Netlik getirememek yalan olduğunu mu gösterir? boşa beklemeyin gelmeyecektir, nedeni ise bunu araştırıp günümüz teknolojilerini daha da ileri götürecek 1000 senemiz kalmamıştır. dünya kalacaktır ama insanlar için büyük felaketler geldi kapımıza dayandı bile... Nereden biliyorsun? Bildiğin bir şey varsa anlat biz de öğrenelim ha?
Sazan balıklarından türetilmiş olan o güzelim renk ve şekillere sahip Japon balıklarını hepiniz bilirsiniz. Bunların ilk üretimi 1600 sene öncesine kadar gitmektedir. İlk olarak Çin'de, kaverenkli sazan balıklarından daha iyi renkte olanlarını ayırıp gitgide daha canlı ve parlak renklere sahip balıklar üretmişler. Daha sonraki işlemlerle farklı şekillere sahip balıklar da elde edilmiş...
Günün birinde bizim inanılmaz güzellikteki Japon balığımıza (süs balığı) kendisinin sazan balıklarından türedikleri söylenmiş... O da itiraz etmiş tabi, beğenir mi sazan balığını? "hadi canım!" demiş... Sana maymundan türediğin söylense inanırmısın? Şimdi aslında şunu söylemek istiyorum. Aslında evrimi çevremizde bile görmemiz mümkün. Teorik olarak bunun evrim kapsamına girip girmediği tartışılabilir, bu ayrı. Ama şu bir gerçek ki, canlılar değişir, farklı şekillere girebilir ve evrilir. Belki doğal yollar ile belki de insan müdehalesiyle...
Tübitak Bilim ve Teknik Dergisinden alıntıdır.
Evrimin kanıtı olarak neleri sayabiliriz? Evrim, canlılığın zaman içerisindeki değişiminin göstergesidir. Dünya üzerinde yaşamış olan türlerden %99’unun, günümüzde soylarının tükendiği düşünülmektedir. Soyların tükenmesi, canlılığın evrimleşmesinin bir yoludur. Evrimin temel bileşenlerinden birisi olan “doğal seçilim”, ortam şartlarına uyum sağlayamayan veya diğer türler arasında başarısız kalan türlerin, doğa tarafından seçilime uğrayarak sayılarının azalmasını ve sonunda da ortadan kalkmalarını gerektirir. Canlıların sahip oldukları kalıtım maddesi (DNA), canlılar arasındaki akrabalık derecesinin temel göstergesidir. Kural olarak, yakın akraba olan türlerin veya aynı atasal canlıdan evrimleşerek bugünkü halini almış olan türlerin, DNA’larındaki baz dizilimleri birbirlerine benzerdir. DNA benzerlik derecesi, türlerin birbirlerine ne denli yakın akraba olduklarının en önemli ve tartışmasız kanıtıdır. Örneğin; goriller ile aynı ortak atadan evrimleşmiş olan insanların (lütfen dikkat ediniz, gorillerden evrimleşmiş değil!!) DNA’ları, birbirlerine çarpıcı şekilde benzerlik gösterir. Bilim adamları tarafından, canlı gruplarının gen frekansları ve protein yapıları üzerinde yapılan araştırmalarda, zaman içerisinde meydana gelen evrimsel değişiklikler ortaya çıkarılmaktadır. Evrim teorisine göre, dünya üzerindeki tüm yaşam formları, ortak bir atadan gelmektedir ve birbiri ile akrabadır. Evrimin en önemli iki kanıtı olarak fosilleri ve “homoloji”yi sayabiliriz. Fosiller, bize günümüz öncesinde yaşamış olan canlı formları hakkında bilgiler verir ve canlılar arasındaki akrabalık derecelerinin tanımlanmasına yardımcı olur. Homoloji ise, ortak kökenlerden gelişen yapıları inceler. Sucul memeliler olan balinalarda, yürüme işlevleri olmamasına rağmen kalça kemerlerinin kalıntıları bulunur. Çok büyük bir ihtimalle bu canlılar, karasal yaşama uyum yapmış olan yürüyen memeliler ile ortak bir atadan evrimleşmiştir. Paleontologlar tarafından, daha gelişmiş arka üyelere sahip olan fosil bir balina formu (Pakicetus) bulunmuştur. Bu da, balinaların yürüyen memelilerden evrimleşmiş olmalarını teorisini doğrulayan bir kanıttır. Çünkü bu teoriye göre, eskiden yaşamış olan balinalar, atalarına daha fazla benzerlik göstermelidir. Diğer bir ilginç fosil, tıpkı kuşlar gibi tüylü kanatları olan bir dinozora aittir: Archaeopteryx. Kuşlara benzer kanatları olan bu dinozorun, kuşların aksine dişlerinin olması oldukça ilginçtir. Bu durum, kuşlar ve dinozorların ortak bir atadan evrimleştiği ve kuşların, dinozorlardan arta kalan son gelişmiş örnekler olduğu şeklinde yorumlanabilir. Analoji ve homoloji kavramlarını birbiriyle karıştırmamak gerekir. Analog iki organ, aynı işleve sahip olabilir ancak kökenleri farklıdır. Homolog organların ise kökenleri aynıdır. Örneğin böceklerin kanatları ile kuşların kanatları, aynı görevi görmelerine rağmen farklı kökenlerden gelişmiştir. Bu nedenle de homolog değil, analog organlardır ve kuşlar ile böcekler yakın akrabalar değillerdir. Birbiriyle yakın akraba olan türlerde, homolog organlar bulunur. Homolog organların işlevleri her zaman aynı olmayabilir. Örneğin; balinaların ön üyeleri (yüzgeçleri), yarasaların kanatları ve insanların elleri homologdur, ancak bu farklı memeli gruplarında, farklı işlevlere sahiptirler. Kuşların ve yarasaların kanatları da homologdur. Her ikisinde de bir üst kol kemiği (humerus), alt kol kemikleri (radius ve ulna), bilek kemikleri ve parmak kemikleri bulunur. Yani, aynı genetik plandan çıkmışlardır. Deniz Candaş
Evrimin kanıtı: 4.2 milyon yıllık fosil...
Afrika'da yeni ortaya çıkarılan bir fosil, insanın evrim halkalarını bir araya getiren önemli bir bulgu ortaya koydu. Etiyopya'nın kuzeydoğusunda bulunan 4.2 milyon yıllık fosil, insanın atalarının bir türden diğerine nasıl büyük sıçramalar yaptığı konusundaki bilinmeyenlere ışık tutacak nitelikte. Australopithecus anamensis (anam: Turkana dilinde 'göl' anlamına geliyor) fosili, insan evriminin üç temel aşamasının daha önce keşfedildiği ve 6 milyon yıla yayılan yedi insansı türün daha bulunduğu Orta Avaş'ta ortaya çıkarıldı. Araştırma makalesini kaleme alan antropologlar, "zaman içinde süregiden evrim zincirini bulduk. Bu, tek bir yerde zaman içinde meydana gelen evrimin kanıtı" diyor. 6 MİLYON YILLIK KISA FİLM 'Nature' dergisinde yayımlanan makalede bilim insanları, Australopithecus türlerinin yeni olmadığını, ancak bulunduğu yerin, insana benzeyen türlerin bir aşamadan diğerine geçişini gösterdiğini yazdı. Bilim insanları, bu yedi türün birbirinden bir günlük yürüyüş uzaklıkta bulunduğunu belirterek, evrimin değişik aşamalarının tek bir bölgede bulunmasının, 6 milyon yılı kapsayan kısa bir evrim filmine benzediğini kaydetti. BOŞLUKLAR DOLUYOR Yeni fosil, Ardipithecus ramidus ile Australopithecus anamensis arasındaki boşluğu doldurmada büyük önem taşıyor. İki türün bağlantılı olduğu teorisi, 11 yıl önce Kenya'da Australopithecus fosili bulunduğunda ortaya atılmıştı. Bilim insanları, Ardipithecus ortadan kalktıktan sonra aynı yerde Australopithecus'un yeni bir tür olarak ortaya çıktığı fikrini de tamamıyla reddetmiyor. İNSANIN EVRİMİ » Orrorin tugenensis: 6 milyon yıl önce » Ardipithecus ramidus: 4.4 milyon yıl önce » Australopithecus anamensis: 4.2-3.9 milyon yıl önce » Australopithecus afarensis: 3.6-2.9 milyon yıl önce » Kenyanthropus platyops: 3.5-3.3 milyon yıl önce » Australopithecus africanus: 3-2 milyon yıl önce » Australopithecus aethiopicus: 2.7-2.3 milyon yıl önce » Australopithecus garhi: 2.5 milyon yıl önce » Australopithecus boisei: 2.3-1.4 milyon yıl önce » Homo habilis: 2.3-1.6 milyon yıl önce » Homo erectus: 1.8-0.3 milyon yıl önce » Australopithecus robustus: 1.8-1.5 milyon yıl önce » Homo heidelbergensis: 600-100 bin yıl önce » Homo neanderthalensis: 250-30 bin yıl önce » Homo sapiens: Günümüz insanı Alıntıdır.
evet arkadaşlar bu teoriyi çürüttüm.. hemen savunduğum teze geçiyorum
evrim teorisine göre doğal seleksiyon sonucu kullanılmayan organ körerir ve yok olur.. peki atalarımız maymunlar olduğuna göre ağaçlara tırmanma kuyruğumuzu kullanma gibi hareketleri iyi yapıyor olmamız gerekiyor o zaman bu uzulları nasıl kaybettik.. çünki kullanılmayan organ körerir ve yok olur bu kurama göre... bu kadar nasıl ALINTI İnsanlığın gözü evrenin ve varoluşun sırlarını aydınlatacak büyük deneyde. Temmuz ayında İsviçre’nin Cenevre kentindeki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nde (CERN) yapılacak deney için 2 bin bilim adamı çalışıyor. AKŞAM büyük sırrın çözüleceği dünyanın en büyük bilimsel kuruluşuna girerek deney öncesi sürdürülen çalışmalara tanıklık etti. Bu büyük ve tarihi keşifte CERN’ün kadrolu tek Türk bilim insanı Parçacık Fiziği Uzmanı Yardımcı Doçent Doktor Bilge Demirköz yol göstericimiz oldu. Dünyanın nefesini tutarak sonucunu beklediği CERN’deki deneyde, 14 yılda 8 milyar dolar harcanarak inşa edilen dünyanın en büyük parçacık çarpıştırıcısı LHC (Large Hadron Collider-Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) ile evrenin yaradılış bulmacasındaki eksik parça yerine oturtulacak. Bu deneyde en büyüğü ATLAS olmak üzere, CMS, ALICE ve CMSD isimli 4 dev detektör kullanılacak. Bilim adamları, dünyanın en büyük parçacık çarpıştırıcısı (LHC) sayesinde evrenin oluşumuna yol açan Büyük Patlama’yı (Big Bang) laboratuar ortamında yeniden yaratacak ve Big Bang sonucunda açığa çıktığı varsayılan parçacıkların (Higgs Boson) sırrını aydınlatmaya çalışacak. Büyük patlamadan sonra ortaya çıkan bu canlı parçacıkların bir enerji alanı ile bütünleşerek madde evreninin yaradılışına neden olup olmadıkları araştırılacak. Maddeye kütlesini kazandırdığı varsayılan ve adını İngiliz fizikçi Peter Higgs’ten alan Higgs parçacığının sırrının çözülmesinin, insanı Tanrı’ya bir adım daha yaklaştıracağı iddia ediliyor. Higgs Boson bazı bilim kurgu yazarları tarafından “Tanrı Maddesi” veya “Tanrı’nın Zerrecikleri” olarak isimlendiriliyor. CERN’deki bilim adamları ise bunu gerçek dışı ve fantastik buluyor. CERN’deki uzmanlara göre, bunu “Kara Madde” olarak tanımlayan ünlü yazar Greg Iles ne dediğini daha iyi bilen bir yazar. HİÇ DURMADILAR Edinburgh Üniversitesi teorik fizikçilerinden Peter Higgs’in 60’lı yıllarda ortaya attığı Tanrı’nın zerrecikleri (Higgs Boson), Büyük Patlama’dan sonra ortaya çıkan parçacıkların adı. Peter Higgs’e göre evren, kendisinin Higgs Alanı adını verdiği bir enerji tarafından yaratıldı. Söz konusu varoluş enerjisi, Büyük Patlama sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girerek “Higgs Boson” adı verilen zerreciklerin meydana gelmesine neden oldu. Bu zerrecikler maddeye kütle kazandırdı. Higgs’in bu teorisi o dönemde “Physics Letters” gibi saygın fizik dergilerinden kabul görmedi. Ama her yeni görüş veya buluş uzun süre klasik metotları takip edenler tarafından reddedildiği için bilimsel araştırmalar asla durmadı. ---------------------------- bilim kurgu filmleri gerçek olacak meselaaaa benim yeni teorim bu ÇARPIŞMA sonucunda yeni YARATIKLAR meydana gelecek ve dünyayı istila edecekler.... valla.(ÇOK CİDDİYİM) gülmeyin ama... Dünyada evrime karşı gelenlerin sayısı biliyoruz ki savunanlardan çok daha fazla.Gerçi ben savunanların da karşı gelenlerin de çoğunun pek de detaylı incelediklerini sanmıyorum bu kuramı.Nedenli ya da nedensiz,araştırmış ya da araştırmamış. Ama zurnanın zırt dediği bir yer var ki,şu dinlerini ve dinsel değerlerini küçücük dünyadan hayal bile edemedikleri evrene yaymak gibi bir absürdlüğün peşinden koşan fanatik hıristiyanlar ve akıl hocası papazlarının yaptıkları.Bunlar bilim milim tanımaz,bunların zaten savundukları şey her halikarda,bilim ne derse desin,hiçbir şüphe etmeden iman ve dinlerini yaymaktır.Evrime karşı en önde,sebepsiz heyecan yaratma,galeyana getirme ve duygu sömürüsü gibi taktiklerle arslanlar gibi savaşırlar.Adam satın alırlar,adam satarlar,hedef gösterirler,politikada da eksik olmadıkları için sermayeleri de her zaman boldur bunların.Ama nedir?Din için,namus için,ahlak için.Üstelik de bunların hepsi evrenselmiş. Uzun zamandır da bilime el attılar.O kadar bilimseller ki 2000 senedir İsa diye biri gerçekten yaşadı mı diye oradan buradan uydurma ispatlar toplamaya çalışıyorlar.Ama şimdi bir konu var tabi.''Evrim gerçektir,yani İsa diye biri de yoktur.''derseniz,bu İslam'a da dokunuyor.(Kişisel kanım bu konuda yahudilerin tuzunun kuru olduğudur.)Dolayısıyla hıristiyanlar ve müslümanlar her evrim kelimesi geçtiğinde bir anda kendilerini aynı safta buluveriyor.Oysa benim müslümanlara nacizane tavsiyem: Bir hıristiyan bilimden dem vurmaya başlamışsa oradan hemen kaçın,emin olun onlar söyledikleri ve yazdıklarını kökten saptırmış ve kendi dinlerine ve fantezilerine uygun bir hilkat garibesi haline getirmişlerdir.Onların yazdıklarını okuyup aklınızı kirletmeyin.Müslümanlar kendi bilimsel araştırmalarını geliştirsinler,en azından kopyalamasınlar,tamamen kendi anlayışlarını oluştursunlar bilim alanında.Ne kadar bilimsel olacağı da bu şartlar altında tartışılsın. Bakın,hıristiyanların kitaplarından bizim kitaplarımıza Amerika'yı Kolomb'un keşfettiği geçmiş.Bu ne demektir?Bilim,tarih,insanlık bu mu?Utanç verici,rezilce bir anlayış!Amerika yerlilerin toprağıydı,binlerce yıl önce onlar keşfetti,Hindistan'a gideceğim diye Amerika'ya giden,yerlilere de 'indian' ismi takan hıristiyan Kolomb Efendi değil.Şimdi de aynı şey,bunlar evrim düşüncesine kara çalmaya,dünayaya kendi anlayışlarını satmaya çalışıyorlarsa bilin ki dinlerin değil,sadece hıristiyanlığın yararınadır bu. Evet,evrime göre çok uzun süre kullanılmayan uzuvlar körelir.Bu yüzden papazlar insanlığın soyunun devamı için büyük bir tehlikedir.Çok uzun süre,en yukarıdakinden başlayarak bazı uzuvlarını kullanmadılar... Dünyada evrime karşı gelenlerin sayısı biliyoruz ki savunanlardan çok daha fazla.Gerçi ben savunanların da karşı gelenlerin de çoğunun pek de detaylı incelediklerini sanmıyorum bu kuramı.Nedenli ya da nedensiz,araştırmış ya da araştırmamış. . . . Evet,evrime göre çok uzun süre kullanılmayan uzuvlar körelir.Bu yüzden papazlar insanlığın soyunun devamı için büyük bir tehlikedir.Çok uzun süre,en yukarıdakinden başlayarak bazı uzuvlarını kullanmadılar... Biz Hristiyanlarla sadece evrim konusunda değil,çoğu konuda aynı saftayız.Kuran ehli ile İncil ehli arasında neredeyse yok denilecek kadar bir fark vardır ya da hatta yoktur..Biz inandığımız Kitaplar ile birbirimizi tamamlayanız aslında..Hristiyan kardeşlerimle ilgili yazdıklarınızı anlamaya çalışıyorum ama nedir bu kadar önyargı dolu yazı anlamlandıramadım.Onları az çok takip ediyorum,dinlerini nasıl yaydıklarını da anlamaya çalışıyorum,değerlerine konuşmalarına bakıyorum.Siz ne derseniz deyin ben sanırım onları seviyorum,en azından bizdeki türk hristiyanları.Onlar müslümanları haklı nedenlerinden ötürü sevemese de,Allahtan düşmanını bile seveceksin emri var da İncilden anladıkları,sevgide bize yine de en yakın olarak kalabiliyorlar..Kısacası,örnek gösterdiğiniz ve tepkili olduğunuz kişilerin yaptıkları dine mal edilemez,bugün İslam ülkesi denilen yerlerde öyle uygulamalar varki insanın cihad edesi geliyor.Sorun din değildir,kültürdür çevredir siyaset çıkardır ama sorun din değildir,insanlarla dini ayıramadığınız sürece bu söylemler bitmez.. ALINTI Biz Hristiyanlarla sadece evrim konusunda değil,çoğu konuda aynı saftayız.Kuran ehli ile İncil ehli arasında neredeyse yok denilecek kadar bir fark vardır ya da hatta yoktur..Biz inandığımız Kitaplar ile birbirimizi tamamlayanız aslında..Hristiyan kardeşlerimle ilgili yazdıklarınızı anlamaya çalışıyorum ama nedir bu kadar önyargı dolu yazı anlamlandıramadım.Onları az çok takip ediyorum,dinlerini nasıl yaydıklarını da anlamaya çalışıyorum,değerlerine konuşmalarına bakıyorum.Siz ne derseniz deyin ben sanırım onları seviyorum,en azından bizdeki türk hristiyanları.Onlar müslümanları haklı nedenlerinden ötürü sevemese de,Allahtan düşmanını bile seveceksin emri var da İncilden anladıkları,sevgide bize yine de en yakın olarak kalabiliyorlar..Kısacası,örnek gösterdiğiniz ve tepkili olduğunuz kişilerin yaptıkları dine mal edilemez,bugün İslam ülkesi denilen yerlerde öyle uygulamalar varki insanın cihad edesi geliyor.Sorun din değildir,kültürdür çevredir siyaset çıkardır ama sorun din değildir,insanlarla dini ayıramadığınız sürece bu söylemler bitmez.. Sizin hıristiyanları sevmenize denecek birşey yok.Ama herkesin tarih okumaya ve tarihi iyi anlamaya ihtiyacı vardır.Ben bir inançsız olarak dahi,Körfez Savaşları'nda komşumuz Irak'a atılan füzenin üzerine ''Happy Ramadan!'' yazılmasını kendime yediremiyorum.Ben tarihimi unutmuyorum,her ne düşünürsem düşüneyim.Cihad da hıristiyanların misyonerlik hareketleri de insanlığın altını dinamitleyici sonuçlara varır. Bir hıristiyan için Muhammed bir peygamber değildir.Musa ve İsa'dan sonrasını tanımazlar.Bunu sanırım her müslüman bilir.Size önerim,bir hıristiyan ''Aynı Tanrı'ya tapıyoruz.'' diyorsa işte orada durun ve iki kere düşünün. Hıristiyanlık için tek bir çıkarım vardır: ''Fethetmek'' İsrail'in Filistin'de yaptığı *********likleri,parasıyla harita değiştirmelerini destekleyenler budist değil. Irak Savaşı'nı,Haçlı Seferleri'ni,Kızılderili Soykırımı'nı meydana getirenlerin hep hıristiyan olmaları sadece tesadüf demek ki.Demek ki hiçbirinde dinlerindeki onlarla aynı dinden olmayanlara karşı savaşma ve fethetme arzusunun etkisi yok. Bunların kaynağı dinin özellikleri değilse 2000 senedir hıristiyan olmayanlarla ne için uğraştılar,dersiniz? Dünyada evrime karşı gelenlerin sayısı biliyoruz ki savunanlardan çok daha fazla. Evrim Kuramı'nın bilimsel statüsü: Tartışmalarda sıkça ortaya konulan konulardan bir tanesi evrim kuramının bilimsel statüsüdür. Bu konu, eğitim, din, felsefe, bilim ve politika bağlamında sıkça gündeme getirilmektedir. Bu konu daha çok Amerika Birleşik Devletleri'nde Hıristiyan cemaat ve lobilerin öncülüğünde gündeme gelmektedir. Fakat diğer ülkelerde, eğitim ve politikaya uzanmaya çalışan yaratılışçı görüşlerin savunucuları tarafından da gündeme getirilmektedir. Evrim kuramını destekleyen reddedilemez kanıtlar ve neredeyse mutlak denebilecek derecede bir bilimsel konsensüs olmasına rağmen, yaratılışçı şeklinde adlandırılan çevrelerce bilim dünyasında iki kutup varmış gibi gösterilmeye çalışılır. Yaratılışçı çevreler Amerika Birleşik Devletleri'nde, toplumdan büyük oranda destek görmediği iddiası ile Evrim Kuramı'nın okullarda bilim derslerinde okutulmasına karşı çıkmaktadır. Bu konuda Amerika'da yüzbinlerce bilim insanını temsil eden bilimsel meslek kurumları ve onun yanında 72 Nobel ödülü sahibi bilim insanı Evrim Kuramı'nı destekleyen bildiriler yayınlamıştır. Buna ek olarak açılan davalarda evrim kuramının bilimsel olduğu kabul görmüş bir teori olarak kabul edilmiş ve okullarda okutulmasının devamına karar verilmiştir. Bilimsel camianın büyük bölümü, biyoloji, paleontoloji, antropoloji ve diger disiplinlerdeki görüngüleri açıklayan yagane kuramın Evrim Kuramı oldugunda hemfikirdir. 1987 de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına gore Amerika'daki doğa bilimleri alanında 500,000 bilim insanından yaklaşık %99.85'lik bir bolümünün evrim teorsini desteklediği ortaya konulmuştur. Evrim-yaratılış tartışmalarında uzman konumunda olan Brian Alters, doğa bilimleri alanlarında çalışan tüm bilim insanlarının %99.9'unun Evrim Kuramı'nı desteklediğini belirtmiştir. Benzer şekilde, dünyanın değişik ülkelerindeki bilimsel çevreler defalarca Evrim Kuramı'nın bilimsel olduğuna ilişkin bildiriler yayınlamıştır[3]. 1987 yılında Amerika'daki biliminsanları arasında yapılan bir araştırma, 480.000 bilim insanından sadece 700 bilim insanının yaratılışçı ve benzeri açıklamalara itibar ettigini, ya da Evrim Kuramı'na karşı şüphe duyduğunu göstermiştir. Ve bu 700 (%0.158) bilim insanından sadece küçük bir bölümü doğa bilimleri alanında akademik çalışma yapmaktadır [4]. Son yıllarda yapılan benzeri karşılaştırmalar, Evrim Kuramı'nı bütünü ile reddeden ya da ona karşı şüphe duyan bilim insanlarının oranının yaklaşık olarak %0.054 civarında olduğunu göstermiştir. Karşı çıkanların %75.1'i biyoloji dışındaki bilim dallarında çalışmaktadır. Yaratılışçıların bilimsel konsensüs konusundaki iddialarını çürütmek icin Amerika Ulusal Bilimler Akademisinin başlatmıs olduğu Steve Projesi [5] bu konuda verilebilecek iyi bir örnektir. Bu projenin amacı, isminde sadece Steve geçen bilim insanlarının kaç tanesinin Evrim Kuramı'nı desteklediğini ortaya koymak. Ortaya çıkan liste (Steve-o-meter) çoğunluğu biyoloji dallarında çalışan bilim insanlarını sıralamakta ve her türden yaratılışçıların, akıllı tasarımcıların (Yeni Yaratılışcı) yayınlamış oldukları listeden daha kalabalık olduğunu göstermektedir. Bilimsel konular, elbette kimin listesinin daha uzun olduğu temelinde tartışılmamalıdır, fakat dünyada bilim dünyasında bir çelişkinin olmadığını, tam tersine çok güçlü bir konsensüsün olduğunu göstermesi açısından güzel ve eğlendirici bir örnek olarak kabul edilmelidir. ALINTI Bilimsel camianın büyük bölümü, biyoloji, paleontoloji, antropoloji ve diger disiplinlerdeki görüngüleri açıklayan yagane kuramın Evrim Kuramı oldugunda hemfikirdir Bilim dünyası hakkında yazdıklarınız için size katılıyorum sayın Nicleno.Çoğu yeni keşfin tetikleyici unsuru da zaten evrim düşüncesidir.Sağduyulu bilimadamlarının diğerlerinden çok daha fazla sayıda olduklarına da kuşku duymuyorum. Ancak ben yazımın başındaki ifadeyi dünyadaki genel nüfusun anlayışı ve biyolojiye bakışı için yazdım.Yani bunun içine kültürel değerler,gelenekler,eğitim düzeyi ve özellikle halkları sürüden farksız gören yöneticilerin politikaları girmektedir. Bilim insanları ne kadar başarılı olurlarsa,ne kadar donanımlı olurlarsa olsunlar,sonuçta bulgularını dünyaya hiçbir sınırlama altında kalmadan açıklayabilmelidirler.Bir bilim insanı deneylerini yapar,kuramlarını geliştirir ve araştırmada sınır tanımaz.Ama ne yazık ki o da politikaya kurban gitme tehlikesi altındadır,bunun birçok örneği tarihte yerini almıştır. Evrimcilerin başında gelen Richard Dawkins'in A.B.D'de bilim yapmanın gittikçe daha zor hale geldiğini belirten açıklamaları dikkate değerdir.George W.Bush'u ve Tony Blair'i inançlarını devlet politikası haline getirdiklerini irdeleyerek cesurca eleştiren bir bilim adamı olarak Dawkins yaratılışçıların açık hedefi haline getirilmiştir.Yine ne yazık ki bilime ne şekilde ne kadar para ayrılacağı politikacıların belirledikleri birşeydir.Bu politikaların eseri olarak da Dawkins'in kitaplarının yabancı dillere çevrilip bulgularının ve tezlerinin dünyaya ne oranda yayılacağı poltitkanın esiri olmuş dünya halklarının talebine ve bilim anlayışı seviyelerine bağlıdır. Bir ortaokul öğrencisinin internette heyecanla ilk defa ''evrim'' kelimesini aradığını düşünelim.Karşısına bir bilimsel yazıya karşılık 10 tane A.Oktar'ın sağdan soldan kopyalanmış ''Evrim Aldatmacası'',''Hooop çürüttüm seniiii!'' gibi kin dolu ve evrimciliği tamamen şeytanın işi bir komplo gibi göstermeye çalışan siteleri çıktığında bu çocuğun sağlıklı bir evrim kavramına sahip olma olasılığı nedir?Bu çağımızın en güçlü araçlarından biri olan internet,bilgi kaynağı. Belirtmek istediğim şey,birileri bilim adına uğraş verirken,birileri paralarıyla ve dünyaya adammış gibi yutturdukları kişilerle istediği gibi at oynattığı müddetçe evrime inanmayanlar çoğunlukta kalacaktır. |